30 Ekim 2009 Cuma

İSLAMİYET VE TOPLUM

İSLÂMİYET VE TOPLUM

Yüce ve yüksek dinimiz İslâmiyet Dünyamıza niçin gelmiştir? Dünyamızın kirli çehresini düzeltmeye, zulmün saltanatını yıkaya, kula kul olmaya değil, sadece insanı Allah’a (cc) döndürmek ve ilahi prensipleri ortaya koyarak toplumun huzuru ve saadeti için dünyaya gelmiştir.
İslâmiyet bütün sapık düşünceleri çürüten, küfür ve zulme son veren yegâne bir nizamdır. İslâmiyet’te yaratma, öldürme, diriltme, ahlâkî hükümleri koyma, helâl ve haram hudutlarını belirleme, rızık verme ve alma yetkisi yalnız Allah’a(cc) aittir.
Peygamberimiz(s.a.v.) “İslâmiyet daima yücedir. O’nun yerine hiçbir beşeri sistem, hiçbir nizam yükseltilemez.” Toplumda yaşayan insanlar, ilahî prensipleri, ayet ve hadisleri, benimsemezse, toplumda huzursuzluk, mutsuzluk, ahlâksızlık, hak ihlâlleri, eşitsizlik, adaletsizlik, zulüm ortaya çıkar. Eğer insanlar, inançta, ibadette, ahlâkta ve ilahi prensiplerde, kendilerini en üst düzeye ulaştıracak yegâne sistem olan İslâmiyet’e sarılırlarsa ideal bir toplum kurmayı başaracaklardır. Bugünkü insanlığın kurtuluşu bu ilahî prensiplere ve ilahî düsturları tanımasından geçer. İnsanlar İlahî prensiplere dönmedikçe toplum içinde, kendinden utandığı, zulümlerin işlendiği, huzurun ve güvenin olmadığı bir toplumda bulur.
Bugün dünyamızda İslâmiyetin dışında birçok sistem vardır. Örneğin; Kapitalizm, Metayalizm, Siyonizm gibi. Bu sistemlerin hepisinin temelinde, başkalarını sömürme zihniyeti vardır. Amerika, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya gibi ülkelerde var olan sistem budur.
Allah’ü teaâla, adaletle hükmedilmesini, dürüst olunmasını, yalan, rüşvet, çalma-çırpma olmamasını istemektedir. İslâmiyet’te de insanların hak ve hukuklarının çiğnenmesini hatta hayvan, eşya ve çevrenin dahi korunması prensipleri vardır.
İslâm toplumlarında insana zulüm etme, haksızlığa, adaletsizliğe, cahilliliğe, uyuşturuculara karşıdır. Birbirlerini zeğin-fakir, siyah-beyaz. Türk-Arap, Asyalı-Avrupalı olarak değil, taklavalarına (Allah’ın emir ve yasaklarına uyan, Yüce Allah’ı gücendirecek en ufak tavır ve hareketlerden sakınma) göre değerlendirirler.
Maalesef, günümüzde Müslümanlar, güzel dinimizi, çeşitli sebeplerden, dolayı aynı güzellikte yaşamıyorlar. Merhum Mehmet Akif’in dediği gibi, bugünkü Müslümanlar;
Müslümanlık nerde? Bizden geçmiş insanlık bile
Âlem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile
Kaç Müslüman gördümse hep makberde
Müslümanlık bilmem ama galiba yükseklerdedir.

Süleyman ÖZBAKIŞ

12 Ekim 2009 Pazartesi

OKÜLLARIMIZDA EĞİTİMİN ÖNEMİ

OKULLARIMIZDA EĞİTİMİN ÖNEMİ

Toplumda eğitimin amacı, yeni kuşaklara bir kültür birikimini aktarmak, gençlerin davranışını yetişkinlerin hayat tarzı yönünde biçimlendirmek ve onları gelecekteki toplumsal yönlerine doğru yönelmektir. Bu eğitimi okullarda ya da okul niteliği taşıyan kuruluşlarda öğretmenliği meslek edinmiş kişilerce sürdürülür.
Çağdaş bir toplum olabilmek ve yarınlarımızı güvence altına alabilmek için öğrencilerimizi bireysel ve toplumsal düzeyde, onların yetenek ve niteliklerini ancak çağdaş ve kaliteli eğitim ile harekete geçirebiliriz.
Eğitimde kaliteyi yakalamamış toplumlar diğer sahalarda ne kadar başarılı olursa olsunlar hiçbir zaman başarıda kalıcı olamazlar. Onların başarısı bir denizköpünden farksız olamaz.
Atatürk diyor ki ” Eğitim bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir sosyal toplum halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalet terk eder.” Öğretmenim, ülkemizde barışı, kardeşliği bayraklaştırmak istiyorsanız, önce kendi gönlünüzle başarmak üzere, öğrencilerinizin gönlüne bir kaneviçe işler gibi sevgiyi işlemelisiniz. Öğrencilerinizin yamaçlarında sevgi tohumları yeşermedikçe ve öğrencilerinizin bağrına bahar yağmurları gibi sevgiyi yağdırmadıkça, dünyada kan ve gözyaşı eksik olmayacaktır.
Ahlaki değerlerimize önem vermedikçe, toplumumuzda aile değerlerimiz zayıflamış, aile fertlerinin birbirine saygısı kalmamıştır. Eğitim bir sevda, bir yürek işidir. Öğretmenlik ise bir gönül işidir. Yüreğini ortaya koymayan ve gönlünde zerre kadar öğrenci sevgisi olmayan öğretmenler bu çetin sorumluluğun altından kalkamazlar.
Eğitim sistemimiz, eğitim-öğretim hep eğitimi baştan söyleriz. Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişleri ve Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişleri, okullarımızdaki eğitim-öğretim çalışmalarını denetlerken, yalnız öğretimi denetliyorlar. Öğretmen öğrencilerini bilgi yönünden iyi yetiştirmiş mi? Eğitimi asla denetlemezler. Öğretmenim, öğrencilerinizin kafasına bütün dünya bilgilerini koyun. Ama bu öğrencilerinizde ahlâki değerlerimiz yoksa onların kafasında sevgi, saygı, hoşgörü, vatan sevgisi, bayrak sevgisi, Atatürk sevgisi ve ana-baba sevgisi yoksa bu öğrenciniz iyi bir mevkiye gelir. Ama köşeyi dönmek için her türlü ahlâksızlıkları yapar. Topluma zararlı bir insan olur.
Öğrencinin eğitimi ailede başlar. Ama anne ve baba iyi bir eğitimci olamaz. Ya çocuğu şımartır, ya da bir baskı uygular. İşte bu nedenle çocuğun eğitimi ilköğretim 1. sınıfından başlar. Bu eğitimi 5 sene boyunca sınıf öğretmeni verir. Bu sınıf öğretmeni ideal bir öğretmense öğrencilerinin geleceği iyi olur. Sınıf öğretmeni ideal bir öğretmen değilse öğrencilerinin geleceği karanlık olur.
Hayatımıza bilgisayar girdiyi için öğretmenlerimizde pasif duruma geldi. Okutacağı sınıfın yıllık, ünite ve hatta günlük plânlarını bilgisayardan çıkarıyor. Okul müdürü de imzalıyor. Acaba bu plânlar kendi bölgesine göre hazırlanmış! Hayır. Gelecek bir günde sınıfında neler yapacağını nasıl bilir? Bilgisayardan çıkarılan günlük plân kendi sınıfının seviyesine göre mi hazırlanmış? Hayır. Bir öğretmen sınıfına girmeden, sınıfında hangi konuyu işleyeceğini, neler yapacağını, öğrencilerin seviye durumunu, neler öğreteceğini, dersin amacını, kullanacağı araç ve gereçleri önceden plânlamalıdır. Ders içinde zaman zaman da eğitime önem vermeli. Öğrencilerine sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü vermelidir.


Süleyman ÖZBAKIŞ Ö

11 Ekim 2009 Pazar

sosyal adalet

YURDUMUZDA DEMOKRASİ

Yurdumuzda demokrasinin oluşumu ve gelişimi için öncelikle, kendi değerleriyle çatışmayan, bindiği dalı kesmeyen, uluslar arsı düşünüp, kendi ülkesinde uygulayabilen, aydınlara, akademisyenlere ve politikacılara ihtiyaç vardır. Özünde tartışmalı konu olan demokrasi, yurdumuzda uygulanmaya çalışılan bir modeldir. Esasında neyi getirdiğini, neyi götürdüğü tartışılmalıdır. Günümüzde ise demokrasiye üstün bir anlam yüklenmiş, hemen her ülke kendi yönetim sistemini demokratik olarak nitelendirmektedir. Yurdumuzda ise anayasaya göre demokratik bir devlettir.
Bugünün demokrasilerinde "oyu verme, sonra koyuverme (iktidarı kendi haline bırakma)" yoktur. Sivil toplum, örgütler hem denetim yaparlar hem de belli bir düzen ve sınırlar içinde yönetime katılırlar. Peki, yurdumuzda demokrasi teoriye ne kadar uygun? Bir kere Batı'da ordunun yönetime katılması, siyaset yapması, hele hele darbe yapması mümkün değildir, düşünülemez. Bizde bugüne kadar bunlar olagelmiştir, bugünlerde "artık olmaz herhalde" noktasına gelinmiş gibidir. . Batı'da yasama ile yargı ve yürütme arasındaki denge daha iyi kurulmuştur. Demokrasinin olmazsa olmazı olan "halkın egemenliği" ilkesi etkilidir; sonuçta ülkeyi atanmışlar değil, seçilmişler yönetir. Bizde ise bu denge henüz kurulabilmiş değildir. Halka güvenmeyenler, kendilerince bazı tehlikeleri, olumsuz gelişmeleri engellemek için "halkın egemenliğini" sulandırmışlar, işlemez hale getirmişlerdir. Bugünkü uygulama ile zengin daha zengin, fakirin sadece karnını doyuran fakir olmuştur.
Bugün ülkemizin İlköğretim okullarında, öğretmen sınıfa sopa ile giriyorsa, liselerimizde despotça bir uygulama yapılıyorsa, zengin kapitalist işçisini eziyorsa, aile içinde şiddet uygulanıyorsa, bu ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün mü?

Süleyman ÖZBAKIŞ

sosyal adalet

SOSYAL ADALET

Sosyal adalet, milli gelirin en uygun şekilde taksimini sağlar. İstismarı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermayenin çok küçük ve belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayat hakkı verir. Sınıf ve zümreler arasında düşmanlık bulunmayan bir topluluk meydana getirir. Böyle bir toplumda vatandaşlar, yaşadığı ve gelecek yaşantısı bakımından kendini mutlu ve emniyette hisseder. Hz. Ömer (r.a.) bir Yahudi’nin dilendiğini görür. Niçin? Dilendiğini sorar. Kazanma gücü olmadığını öğrenir. Yahudi’ye şöyle der. “Biz sana adil davranmadık. Varlıklıyken senden cizye(Gayr-i Müslimlerin, mal, namus ve canlarını korumak karşılığında devlete verdikleri bir çeşit vergi) aldık. Zayıf olduğunda seni ihmal ettik.” Çevresindekilere dönerek “Beytülmalden bu adama yetecek kadar ayırın” buyurur. İşte sosyal adalet.
Devlet kurumlarının çeşitli kurumlarında seçimle veya tainle atananlar, millet adına kendisine verilen görevden sorumludur. Aile reisliğini üstlenen baba veya anne de ailesine karşı ve topluma karşı mükellefiyet olarak sorumludur. Devlette vatandaşına karşı sorumludur.
Bizim toplumumuzda sosyal adalet var mı dersiniz? Zannetmem, herhalde gülersiniz. Bir tarafta eğlence yerlerinde, diskolarda su gibi para harcayanlar, yatlarda, katlarda yaşayanlar var. Bir tarafta evine bir ekmek alabilmek için, kâğıt mendil satanlar var. Kartondan yorgan yapanlar. Çöpten ekmek arayanlar. Yırtık ayakkabısıyla okula giden çocuklar var. Aylarca, hatta yıllarca, mahkemelerimizde sonuçlanmayan davalar var. Mahkemede dayısı olan var! Bir tarafta kıt kanaat geçinen memur, bir tarafta maaşlarını kat, kat artıran, parlamentomuz var. Bir tarafta adaletsiz atamalar var. Nerde sosyal adalet?
İslâm hukukunda sorumluluklar, “Emanet” kavramıyla izah edilir. Kuran-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah işitendir, görendir” (Nisa 58) buyruluyor.

Süleyman ÖZBAKIŞ

10 Ekim 2009 Cumartesi

NEDEN KİTP OKUMUYORUZ?

NEDEN KİTAP OKUMUYORUZ?

Toplum olarak araştırmacı değiliz. Araştırmayı bırakın, okuyan bir toplum olamadık. Dergi okuyan %4 kitap okuyan %4,5 gazete okuyan %22. Çocuklarımızı neden okumanın içine çekemiyoruz? Onlara neden örnek olamıyoruz? Okul çağlarımızda “Türküm doruyum “ diye her ilerleyen yıllarda sabah and içtik. İlerleyen yıllar da ne yaptık? Neden birbirlerimizi aldatma ihtiyacını duyduk? Davranışlarımızda ne neden samimi olamadık? Ne den çarşıda, pazarda birbirimizi sömürüyoruz?
Aslında sınıfa girmeden önce söylediğimiz andımızın yanında Türk’üm, doğruyum, çalışkanım, Çok kitap okuyup, araştıracağıma
Büyüdüğümden rüşvet almayacağıma, Ülkemin kaynaklarını en iyi kullanacağıma, Menfaat için riyakâr olmayacağıma, Dış borçlarımızı en kısa zamanda ödeyeceğime Stadyumlarda adam gibi maç seyredeceğime, Birlik ve beraberlikten ayrılmayacağıma, Hormonlu tarım ürünleri üretmeyeceğime, Kaliteli ürünler üreteceğime, Doktor olursam, hastalarıma iyi bakacağıma, Büyüklerime saygı, küçüklerime saygılı olacağıma Namusum üzerine and içerim…” şeklinde and mı içmemiz gerekmez mi? Kitap okuma demiştim. Toplu taşım araçlarında, parklarda ve diğer dinlence yerlerinde bizlerden hiç kitap okuyanları gördünüz mü? Görsek bile çok nadir değil mi? Çoğumuzun, bırakın Türkiye’sini zor gezdiği, yurtdışını bile görmediği, ama bir yıl boyunca deyim yerindeyse eşek gibi çalışan, ancak tatilini de bir ay içinde keyifle yapan yabancı turistleri tatil köylerinde hiç izlediniz mi? Çoğunun elinde kitap vardır. Şimdi sizlere ülkelerin kitap okuma oranı hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Önce ülkelerin kişi başına yatırımlarını vereyim. Norveçliler kişi başına kitaba yılda 137 dolar, Almanlar 122 dolar, İsveçli, Avusturyalı ve Belçikalılar 100 dolar, Amerikalılar 95 dolar harcarken biz ise, yılda kitap için yalnızca 0.45 dolar harcıyoruz. Kitap okuma oranları da karşılaştırdığımızda gelişmiş ülkelerle aradaki "derin uçurum" daha da belirgin hale geldiği görülüyor. Bir Japon yılda 25, İsveçli 10, Fransız 7 kitap okuyor. Oysa dikkatinizi çekerim, Türkiye'de ancak 6 kişi yılda 1 kitap okuyor. Mutlu ve refah bir Türkiye’ için, “ HAYDİ HERKES KİTAP OKUMAYA...


Süleyman ÖZBAKIŞ

KİLİSTE HAMAM KÜLTÜRÜ

KİLİS’TE HAHAM KÜLTÜRÜ

Kilis, Türk Memluk’lara, 266 yıl bağlı kalmıştır. Kilis’in hamam kültürü de o yılardan başlar. Kilis halkı hamamı bir çevre ve insan temizliğini anlayışıyla ele almıştır. Eskiden cadde ve sokaklarımız ve evlerimizin damları topraktı. Sokaklarımızdaki ve evlerimizdeki atıklar ve çöpler toplanarak ikiye ayrılırdı. Organik ve diğer atıklar “Kömelik” denen şehrin dışında bir yerde toplanırdı. Bu biriken çöplerin yanması sonucunda, Kilis sebze bahçecileri bu atıkları gübre olarak kullanırlardı. Selülozik atıklar, ekseri eşeklerin üzerinde bulunan “Şilif” denilen iki gözlü bir hurca ”Külhan zibili” olarak toplanır ve hamamlarda yakıt olarak kullanılırdı. Hamam suyunu ısıtmak için su kazanının altına atıldığı yere “Külhan” yakıtı kazan altına atana da ”Külhancı”denirdi.
Kilis’te Hoca Hamamı, Paşa Hamamı, Tuğla Hamamı, Eski Hamam, Hasan Bey Hamamı ve Şemsi’nin Hamamı olmak üzere altı hamam vardır. Bu hamamlardan üçü çalışıyor. Üçü çalışmıyor. Hoca Hamamı, Paşa Hamamı ve Hasan Bey Hamamı çalışmaktadır. Bu üç hamam da, dün olduğu gibi bu günde, sabah saat 10-17 arası kadınlara, 17- 22 arası ve sabah 6-10 arası erkeklere hizmet vermektedirler.
Eskiden düğünlerde hamamlarda yapılırdı. Düğünden öce gelin, akrabaları ve damat tarafı da komşuları “Gelin Hamamı” olarak hamama davet edilirdi. Hamamda görevli “Natıra” denen bir kadın, gelir gelinin eşyalarını hamama getirirdi. Hamamda gelini yıkayana da ”Keyme” denirdi. Hamamda köfte yoğrulur, bir darbuka eşliğinde çalınıp oynanırdı. Buradaki amaç gelinin vücudunda herhangi bir olumsuzluk var mı? Ona bakılırdı. Düğün günüde hamamın ilk giriş bölümünde, gelin süslenen bir sandalyeye oturtulur, kadınlarda çevresinde şarkılar ve türkülerle oynarlardı. Hamamda yapılan bu düğünlerde çalgıcılar “Kör Elif” ve “Defçi Zennüp” isimli iki kadındı. Onlar çalardı. “Kör Elif” (Gerçekten gözleri kördü) zilli def çalar, “Defçi Zennüp”te darbuka çalardı. Şarkı ve türkülerin yanında sık sıkta maniler söylenirdi.

Ay doğar elek gibi Bahçelerde hıyar
Gün doğar melek gibi Kabuğunu kim soyar
Biz bir gelin aldık Oğlan güzel kız güzel
Dondurma bebek gibi Huyları birbirine uyar
Dost dost eheeeyyyyve akabinde zılgıt




Süleyman ÖZBAKIŞ

8 Ekim 2009 Perşembe

iletişim ve insan ilişkileri

İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ

İnsanlar arasında kurulan olumlu ilişkilerde iletişimin önemi çok büyüktür. Duygu, düşünce veya bilgilerin, akla gelebilecek her türlü yolla, başkalarına aktarılması iletişimdir. Her canlı değişik yöntemlerle ilişki kurar. Hayvanlar, kimi zaman birbirini koklayarak, kimi zaman da, çeşitli sesler çıkararak, iletişim kurarlar. İnsanlar ise konuşma ve dinleme yeteneğine sahip oldukları için, iletişimi geliştirme şansına sahiptir. İnsan iletişimi, sözlü, yazılı ve hareketleriyle kurar. Sözlü iletişim karşılıklı konuşma ile olur. Yazılı iletişim yazarak kurulur. Örneğin: Not, mektup, gazete, dergi, kitap ve bunlardaki, yazılı işaretler aracılığı ile kurulur. Hareketlerle ise jest, mimik ve çeşitli hareketlerle kurulur. Buna beden dili deyebiliriz. Haretlerle kuracağımız ilişkilerde insanlarla aynı kültürde olmamız gerekir. Aksi takdirde yapacağımız hareket yanlış anlaşılabilir. .Bu tür iletişim yolu genellikle işitme engelli insanlarımız arasında kurulur. Normal insanlarımızda örneğin: selam vererek başı sallamakla da iletişim kurulur.
Kendisini tanıyan ve sahip olduğu özelliklerin farkında olan bir kişi, çevresindeki insanları daha kolay algılar ve tanır. Onlarla daha kolay bir iletişim sağlar. Karşımızdaki insanlarla konuşurken doğal olmalıyız. Yapmacık konuşmalardan, hareketlerden kaçınmalıyız. Karşımızdaki ile göz teması kurmalı onun zihnine ve gönlüne girmeliyiz. Ona daima pozitif enerji vermeye çalışmalıyız. Ses tonumuzu, konunun içeriğine göre ayarlamalıyız. Tek düze bir konuşma kaşımızdakinin dikkatini çekmez. Konuşmayı çok uzun tutmamalıyız. Dış dünyayı karşımızdaki insanın penceresinden, yani onun penceresinden görmeye çalışmalıyız. Bir başka bir deyişle kendimizi onun yerine koymalıyız. Böylece insanlarla kuracağımız iletişimimizin gücü artacaktır.
İletişimizi zorlaştırıcı davranışlarımız ise;
1-Karşımızdaki insanı yönlendirmeye çalışmak
2-Teselli etmek, konuyu değiştirmeye çalışmak.
3-Önyargılı davranmak
4-Çok ve alakasız sorular sormak
5-Kendi düşünce ve fikirlerimizi tek doğru olarak kabul etmek
6-Konuştuğumuz kişinin adını öğrenmeye çalışmak
Ülkemizin geneli göz önüne alındığında ülkemizde en etkili kitle iletişim aracının televizyon olduğu Söyleyebilir
Çünkü televizyon diğer kitle iletişim araçlarından farklı olarak herkesin evinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Süleyman ÖZBAKIŞ