7 Ekim 2009 Çarşamba

ANNE ÖZLEMİ
Küçükken kulamıza fısıldanan sözcükler bir gün gelir dünyamız olur. Ne söylenirse onu yaparız. Canım annem, her sabah uyandığımda, yanıma gelir, beni öper ve bana telkinlerde bulunurdu. Annem bana “ Her şeyi öğreneceksin zamanla, ama şunu asla unutma, sevginin açamayacağı hiçbir kapı, yıkamayacağı hiçbir duvar yoktur.” derdi. Ne bilsin annem çelik kapıların yapıldığını. Tek kapıda üç dört kilidin bulunduğunu. Beklide onun gördüğü, bizim bahçe duvarı ve babamla birlikte, elleriyle yaptıkları evimizin duvarlarıdır. İnsan duvarlarını hiç düşünmemişlerdi. Böyle duvarları görmemişlerdi hayatlarında. Ben kısa bahçe duvarları olan ve her kapının açık olduğu günlerde büyüdüm. Duyduğum her sözü doğru, anlattığım her şeyin yerini bulduğunu sanırdım.

Evet, anne senin her gün bıkmadan, usanmadan, anlattıklarına karşılık, şimdi hayat her gün söylediklerini yalanma mücadelesi veriyor. Bir kapı çaldığında yüze gülenler arkanı döndüğünde kapı arkasından yankılan sesleriyle “Kandırdık” çığlıkları atılıyor. Şimdi anne insanlar arasında sevgi saygı kalmadı. Bir kıskançlık, bir dedikodu ve dolandırıcılık var. Aynı binada oturan insanlar birbirini tanımıyor. Selâm bile vermiyor. Topluluğumuzda sosyal adalet kalmadı. Devletin kayıtlarına göre 3 milyon 800 bin issiz var. Aileleriyle ve kayısız olanları da, hesaba katarsak, 20 milyon aş ve ekmek bakliyen var. Bir taraf da zengin. Pavyonlarda., barlarda, diskoteklerde, su gibi içki tüketenler var. Aile yapılarını sorarsan “Oğlan züppe, kız hoppa, ana sürtük, baba kaz” Senin günlerini özlüyorum anne. Sen koşuların beylerine “Bunlar senin amcaların, büyük çocukları ağabeylerin ve ablaların” derdin. Onları babamız kadar sever ve sayardık. Çocuklarına abi ve abla derdik. Şimdi misafirliğe gittiğimizde, kahve ve çay ikram ediliyor. Canım annem seninle gittiğimiz zaman, ceviz, kuru üzüm, bastık, üzüm sucuğu ikram derlerdi. O günleri ve seni çok özlüyorum anne
Sen “İçindeki sevgiyi tüketme” derdin. Onu tüketmemek için duvarlar örmüşüm. Ne geçit ve ortada o duvarı delecek bir tek sevgi kırıntısı yokken, hem de kapıyı “Kim o?” demeden açamıyorum. Göz boyamak için gözünün içine baka baka kimse yalan söylemedi sana. Her derdine koştuğun yanında oldu senin. Herkes ne yaşarsa, ona inanıyor insan bu dünyada.
Şimdi yiyeceklerimiz de değişti anne. Senin ocakta veya kömürde pişirdiğin o leziz yemekleri özlüyorum anne. Meyvelerde değişti. Hepsi hormonlu. Sen nerden bileceksin hormonu, hiç duymamıştın ki. Senin zamanında çok tatlıydı ve hormonsuzdu yediklerimiz anne.
Boyumu senle ölçtüğümü, pazara giderken elimden tuttuğunu, beni ilkokula yazdırırken o gülüşünü asla unutmadım anne. Bazı zamanlarda seni kırdığımda bile, o şefkat dolu yüreğinle, bana kızmazdın. Karşına gelip ağlamaklı durumda olsam, yine aynı sevgiyle sarılıp öperdin yanaklarımdan. Nasıl bir sevgi bu. Efsane bir aşk, fedakâr bir sevgi bu. Allah’tan bir lütuf ve sesiz bir armağan. Ne kadar çok yazsam, ne kadar güzel söz söylesem bu dünyada yetmez. Bilirim, çünkü sen annesin.
Süleyman ÖZBAKIŞ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder